Kitap Köşesi

The book tackles the abovementioned diseases, which the ones who live the digital representation of the reality, but not the reality itself have got. They are including, but not limited to the following: “cybersickness” resulted from exposure to the VEs, “digital ecstasy” for the ones who have isolated themselves from the real life and lost themselves in cyber spaces and fantasies, “digital addiction” for the ones having crossed the thin line between connectedness and addiction, “digital game addiction” that is significantly dangerous especially for our children, “binge watching” that reminds us of the famous Turkish poet Tevrik Fikret’s well-known saying, which is “Eat, gentlemen eat; eat till you feel replete; eat till it makes you gag!” even though it was said for a different context; “ego surfing” which can be interpreted as the narcissism in the digital era, “digital cynicism” which makes us say that “Could some awkward people possibly be the modern representations of Diogenes?”, and the effects of frame rate change on the user experience in VR…


 

Teknolojinin gelişim sürecine dahil olan insan, Baudrillard’ın bahsettiği simülakrlar tarafından kuşatılmış olmanın bilinçsizliğiyle tarihe tanık olmaktadır. Sanal dünya ve gerçek dünyanın sınırlarının kaybolduğu bu tekno-kopya ortamda insan, sahip olduğu her şeyi bilerek veya bilmeyerek dönüştürmekte, biçimlendirmekte ve yeniden yorumlamaktadır. Şiddet de buna dahildir. İnsanlık tarihi boyunca daima var olmuş olan şiddet bilişim çağında pek çok çeşidiyle göz önüne serilir olmuştur. Savaşlar, cinayetler, fiziksel ve psikolojik saldırılar yeni medya teknolojilerinin sunduğu ortamlarda gündelik içerikler haline gelmiştir. Bu durumun gelecek nesilleri nasıl etkileyeceği ise belirsizlik teşkil etmekte, içinde yaşadığı toplumun problemlerine ışık tutmak, çözüm aramak ve tartışmak isteyen bilim insanlarını düşündürmektedir. İleti olarak şiddet olgusu sürekli devam eden bir sorundur. Geleneksel iletişim sürecinden dijital dünyaya yolculukta iletişim kanalları bizlere yeni deneyimler sunmaktadır. Bu deneyimlerin en dikkat çekeni şiddetin dijitalleşmesi ve sanallaşmasıdır. Bu doğrultuda “Sanal Dünyada Yeni Şiddet” başlıklı çalışmamızda da şiddetin dijital ve sanal dönüşümü̈ incelenmiş ve bu yeni terminolojiler tanımlanmıştır.
 

“Türkiye’de Dizi Sektörü ve Dış Satım Olanakları: Medyapım Örneği” adlı bu kitap çalışmasının alana katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Televizyon ve diziler üzerine yapılan çalışmalar daha çok tarihsel sürece ve popüler örneklere değinmektedir. Bu çalışmada tarihsel sürecin yanı sıra sektörün önemli aktörlerinden Medyapım’la ortaklaşa bir işbirliği söz konusudur. Medyapım yaklaşık son 15 yıldır bilhassa dizi alanındaki başarılı yapımlarıyla dikkat çekmektedir. Yurt içinde yüksek izlenme oranına sahip projelerin önemli bir kısmı da yurt dışında 3 kıtada gösterilmektedir.

Dijitalleşme bireylerin hayat tarzlarında ve dünyayı algılama biçimlerinde farklılaşmaları da beraberinde getirmektedir. Dijitalleşme günümüz toplumları üzerinde en etkili olan, yaşam pratiklerini ve hayata bakışı değiştirerek dönüşüme uğratan bir süreç olarak, sosyal bilimcilerin zihinlerini meşgul eden önemli konulardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Dijital bir topluma geçişin yaşandığı ve dijitalleşmenin hayatın her alanına sızdığı günümüzde, dijital-analog çatışması mı, yoksa uyumu mu yaşanacak? Yoksa simülasyonun gerçeğin yerini alıp onu yok etmesinde olduğu gibi bir yok oluş mu?

Dijital hastalıklar, dijital rahatsızlıklar, dijital davranış bozuklukları, patolojik internet kullanımı, cep telefonu bağımlılığı, internet bağımlılığı… Dijital yaşamın insan üzerindeki psikolojik ve fizyolojik etkilerini anlatan bu terimler giderek daha sık kullanılıyor, zamanla bu terimlere bir yenisi ekleniyor. Öncülüğünü İstanbul Aydın Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü Başkanı Doç. Dr. Deniz Yengin’in yaptığı; editörlüğünü, televizyon habercisi, yazar ve akademisyen Dr. Gökmen H. Karadağ’ın üstlendiği bu kitap neredeyse gerçeği değil de gerçeğin dijital temsilini yaşayanların yakalanmaya başladığı hastalıkları, rahatsızlıkları, bozuklukları ele alıyor.
Sanal ortamlara maruz kalmaktan kaynaklanan “sanal gerçeklik hastalığı”; kendini gerçek hayata kapatıp sanal yaşamlara ve fantazyalara dalmış insanların “dijital esrikliği”; bağlı olmak ile bağımlı olmak arasındaki ince çizgiyi aşanların yakalandığı “dijital bağımlılık”; özellikle çocuklarımızı bekleyen büyük tehlike “dijital oyun bağımlılığı”; her ne kadar başka bir bağlam için söylenmiş olsa da insana Tevfik Fikret’in “Yiyin efendiler yiyin, doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yiyin!” sözünü hatırlatan “tıkınmalı izleme”; narsizmin çevrim içi çağa taşınmış hali “ego sörfü”; “Acaba sosyal medyada boy gösteren birtakım uyumsuz tipler Diogenes’in modern versiyonları mı?” dedirten “dijital kinizm”; sanal ortamların çerçeveleme hızı değişiminin kullanıcı deneyimine etkileri…
Emeritus Prof. Dr. Haluk Şahin’in ön sözüyle çıkan kitapta dijital çağın hastalıklarına dair hem literatür taramaları hem de özgün araştırma sonuçları bulunuyor. Haluk Şahin ön sözde kitaba dair şunları söylüyor: “Alametler tamam, yeni bir çağdayız! Bu çağın temel belirleyicisi dijital iletişim olgusu. Öyleyse, insanlığın bu yeni evresinde, “Durun bakalım, bize ne oluyor?” sorusu çok önemli. Bu kitapta yer alan makaleleri yazanlar da kendi mütevazı enstrümanlarıyla, bu büyük soruya yanıt aramaktalar

Kitapta sanal gerçeklik teknolojisi kullanımı sonucunda bireyin vermiş olduğu tepkiler ve kullanım esansındaki etkileşimi anlatılmıştır. Teknolojik determinizm yaklaşımı bu çalışmanın odak noktasını oluştururken özellikle bireyin kullandığı araç sonrasında biçim değiştirme durumunun beraberinde getirdiği olumsuz etkenlerde ele alınmıştır. Ayrıca bireylerin deneyim öncesi ve sonrası verileri de hazırlanan ölçek doğrultusunda toplanarak analiz edilmiştir.

İnsanın çevresiyle olan ilişkilerin temelinde iletişim bulunmaktadır. İnsan ve iletişim birbirini tamamlamaktadır. İletişim olmadan insan, insan olmadan da iletişim gerçekleşemez. İlk insanla birlikte; sözsüz işaretler, sesli uyaranlar iletişimin dili olarak kullanılmıştır. İnsanların ihtiyaçları doğrultusunda teknikler üretilmiştir. Her bir teknik beraberinde başka bir teknik için yol gösterici olmuştur. Dolayısıyla araç geliştikçe bireylerin yaşamsal pratikleri de güncellenmiştir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus yaşamımıza giren her deneyimin beraberinde farklı sorunları da getirmesidir. İşte bu noktada geliştirmiş olduğumuz tekniklerin bilim adı altında sistemli ve nesnel bir biçimde incelenmesi ve analiz edilmesi gerekmektedir.

İletişim çeşitli teknolojik gelişmelere de sebep olmuştur. Yıllar boyunca edinilen teknik bilginin yardımıyla gelişen teknoloji, toplumları birbirine daha da yakınlaştırmış ve iletişim hızını geçmiş yıllara göre çok daha hızlandırmıştır. Tüm bu gelişmeler insanlara toplum içinde daha sosyal olmaya, gündemi rahat takip ederek sosyal yaşamın içinde söz sahibi olabilmeye ve hatta gündemi değiştirebilmeye olanak tanımıştır. İletişim teknolojisi olarak öne çıkan Kitle İletişim Ortamları olgusuyla beraber sinema gibi sanat dalları da büyük bir hızla atılım yapmıştır. Bunun sonucu olarak kitle iletişim araçları sayesinde iletişimin farklı kavramlarla beraber ele alınmasını gerektiren bir döneme girilmiştir. Çalışma bu anlamda iletişim tarihinde çığır açan ve gelişmekte olan teknikleriyle öne çıkan sinemayı merkeze almaktadır. Sinemanın teknik ve tarihsel gelişimini genel hatlarıyla ortaya koyan ve akademik anlamda çözümlemeler içeren bu çalışma ile sinemaya ilgi duyan herkese kapsamlı bir şekilde bilgi vermek amaçlanmıştır.

İletişim insanın uzantısıdır. İnsanın çevresiyle olan ilişkilerin temelinde iletişim bulunmaktadır. İletişim sürecinde önemli bir bileşen olan kanal-medya günümüzün toplumsal biçimini değiştirme gücüne sahiptir. McLuhan’ın global köy söyleminden teknolojik bir köy biçimine doğru yönelen insan, yeni medyanın kuşatması altında üretilen içeriği tüketmeye ve geleneksel medyadan farklı olarak artık üretmeye zorlanmaktadır.

Gerçek ve sanalın iç içe geçtiği ve simülakrların egemen olduğu dünyada insan artık bağlantılı olduğu her şeyle ilişkisini derinleştirmektedir. Sanal dünya ve gerçek dünya arasında bir köprü görevini üstlenen yeni medya; toplumun yaşadığı iletişim ortamına yön vermektedir. Bilgisayar ve internet teknolojisinin geleneksel medyayı tükettiği günümüz dünyası, insanın ve yaşadığı çevrenin dönüşümüne tanık olmaktadır.
Yapay zekanın kazandığı işlevsellikle sınırlarını sürekli olarak genişleten sanal gerçeklik ise insanı ve çevresini dönüştüren teknik bilginin en belirgin örneklerindendir. Bu doğrultuda iletişim çalışmaları da günümüz teknolojik yaşam dinamikleriyle birlikte genişlemekte, yeni medya teknolojilerinin daha önce görülmemiş bir hızla gelişen özelliklerinin incelenme fırsatı araştırmacıları etkilemektedir. Dolayısıyla bu kitapta ele alınan her bir konu sanal gerçeklik teknolojisinin kalitatif ve kantitatif etkilerine ışık tutmak için hazırlanmıştır.

Sonuç olarak, bu kitapta yeni bir kültür ve yeni bir toplumun habercisi olan sanal gerçeklik teknolojisi kuramsal temelde açıklanarak göstermiş olduğu gelişim irdelenmekte, teknik, teknoloji, iletişim, etkileşim ve dijital kavramları ile sanal gerçeklik teknolojisi ilişkilendirilerek bu teknolojiyle ilgilenen bireylere ve akademisyenlere yol göstermek amaçlanmaktadır. (Tanıtım Bülteninden)

İlişim için tıklayın!

Süper bağ(lantı)lı toplumda yaşamak ne anlam ifade ediyor?

Mary Chayko bu kitabında ilgi duyduğu sosyoloji, iletişim, psikoloji, medya ve teknoloji araştırmaları literatüründen kavrayışları bir araya getirerek; dijital teknoloji ve toplum hayatını irdelemektedir.

Yazar modern tekno-sosyal hayatın anlaşılabilmesi için anahtar anlayışlar ve kavrayışların birleştirilebilmesi amacıyla birbiriyle kesişen farklı alanlardan bulguları bir araya getirmektedir. Birbirini takip eden bölümlere içerik sağlamak için internet ve dijital/mobil/sosyal medya tarihi hakkında ilgi çekici bir giriş yaparak, dünyanın tamamının süper bağ(lantı)lı olmadığını ayırt ederek, yüksek-teknolojili toplumlar ile teknolojik bakımdan daha az gelişmiş olanlar arasında ki karşılaştırmayı yapmaktadır. Dijital teknolojinin modern enformasyon çağının şekillenmesine nasıl yardımcı olduğu; enformasyon paylaşımı ve gözetim; dijital sosyalizasyon ve benliğin gelişimi; dijital eşitsizlikler; küresel etkiler ve internet ile dijital medyanın sosyal kurumlara etkisi gibi konuları bağımsız bölümlerde ele alarak değerlendirmektedir. Bölümlerde ilgili konuların örneklendirilmesi için yazar tarafından gerçekleştirilmiş olan yüz-yüze ve elektronik posta görüşmelerinden alıntıları içermektedir. Sonuç olarak internet, sosyal medya ve mobil cihazlardan etkilenen, çağdaş sosyal hayatın çığır açan bir analizi ile karşılaşmaktayız.

Yazarın açık, sade münazaraları ve disiplinler arası sentezi Süper Bağ(lantı)lı kitabını enformasyon ve iletişim teknolojisinin işin içine girmesiyle birlikte, sosyal hayatın nasıl etkilendiğini araştıran tüm ilgililer için gerekli bir kaynak metin haline getirmektedir. (Tanıtım Bülteninden)

İlişim için tıklayın!

İletişim, bireyin yaşam kaynağıdır. Bu kaynak bireyin yaşadığı sosyal ortamın zorunluluğundan oluşmaktadır. Bu bağlamda birey, bu zorunluluğu gidermek için birbirinden farklı ortamlar üretmektedir. Teknolojik yeniliklerle birlikte her geçen gün yeni iletişim ortamları bireyin karşısına çıkmaktadır. Yeni medya olarak tanımladığımız bu ortamlar bireyler tarafından ilgiyle kullanılmakta ve zamanla bireylerin yaşamlarının değişmez birer parçası olmaktadır. Sanal dünya ve gerçek dünya arasında bir köprü rolünü üstlenen yeni medya; toplumun yaşadığı iletişim ortamına yön vermektedir. Dokunmatik sistemler ise bu köprüdeki küçük oyuncaklardır. Kısaca bu oyuncaklar sadece oynanan oyunun bir parçasıdır. Bu doğrultuda eğer bireyin içinde bulunduğu ortam bir oyunsa, o zaman Huizinga’nın yaklaşımının da ne denli doğru olduğu ortaya çıkmaktadır. Oyun, kültürden eskidir. Oyun oynayarak kültür üretilmekte ve her yeni oyuncakla bu kültür güncellenmektedir. İletişim sürecini kolaylaştıran ve hızlandıran yeni medya toplum tarafından olumlu bir gelişme olarak yorumlanmaktadır. Bu çalışma ise bu görüşün aksine yeni medya olgusuna eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. Yeni medyayla üretilen Dokunmatik Toplum olgusu beraberinde farklı sorunlar üretmektedir. Bu çalışmayla birlikte birey kullanmakta olduğu yeni medya tarafından biçim değiştirdiğini, farkli bir yaklaşımla yeniden değerlendirme şansı bulacaktır. (Tanıtım Bülteninden)

Dünya; McLuhan’ın global köy söyleminden teknolojik bir köye doğru yol almaktadır. Çevrimdışı yaşam çevrimiçiyle birlikte içiçe geçmiş ve hibrit bir yapı ortaya çıkarmıştır. Bu noktada yaşam dinamiklerinin dijital dönüşümü zorunlu olmaktadır. Gerçek ve sanalın içiçe geçtiği ortamda yapay zeka araçları gün yüzüne çıkmaya başlamıştır ve yakın bir gelecekte robotlar her türlü görevi üstlenecek özellikleri kazanacaktır. Bu doğrultuda iletişim çalışmaları da günümüz teknolojik yaşam dinamikleriyle birlikte genişlemektedir. Sosyal bilimlerde bir sorunsal için kalitatif ve/veya kantitatif yaklaşımlarla tümevarım ve tümdengelim bağlamında yöntemler belirlenmektedir. Ancak bir araştırmacı için iletişim biliminin araştırma sürecinde yöntem belirlemek sıklıkla yaşanan sorunlardandır. Dolayısıyla bu kitapta açıklanan her bir yöntem için uygulamalı araştırma hazırlanmıştır. Sonuç olarak, iletişim çalışmalarında kullanılan araştırma yöntemleri, terminolojiler ışığında açıklanmakta; açıklanan her bir yöntem için hazırlanan makalelerle lisansüstü öğrencileri ve yeni akademisyenlere yol göstermesi amaçlanmaktadır. (Tanıtım Bülteninden)

Mısır yazısı, imparatorluğun yavaş yavaş yükselip, oldukça hızlı çöktüğü süreçte de karmaşık biçimde ve yapıda kalmayı sürdürdü. Bu karmaşıklık, yazıcılara güç ve statü kazandırdı, kendi çıkarlarını koruma noktasında din adamları ile yazıcıları biraraya getirdi, tekelici yönetime özgü ağ, kralların gücünü azalttı ve evrimsel nitelikteki toplumsal değişimleri sınırlandırdı. (İnnis, 1986:22)

İnnis İmparatorluk ve İletişim Araçları’nda tarihin çeşitli dönemlerinde başat konumda olmuş imparatorluklar örneğinden yararlanarak iletişim iktidarın bir parçası, taşıyıcı olarak egemenlik ilişkilerinin sürdürülmesinde ve meşru gösterilmesinde oynadığı temel rolü sergilemeye çalışmıştır. (Arka Kapak)

Global Köy, Marshall McLuhan’ın ilk olarak öncü kitabı Understanding Media’da (Medyayı Anlamak) ortaya koyduğu, bugünün dünya çapındaki entegre elektronik şebekesine ilişkin görsel çalışmasını, son yirmi yılın teknolojik gelişmelerinin anlaşılmasını sağlayacak biçimde, ayrıntılı bir kavramsallık çerçevesi önermek suretiyle genişletmektedir.

Kitabın özü, günümüzde teknolojiyi kullananların, dünyayı kavramakta yararlanılan, birbirinden çok farklı iki yol arasında sıkışmış oldukları tartışmasıdır. Bir tarafta, yazarlarının Görsel Uzam olarak değindiği, Batı dünyasına özgü çizgisel, nicel algılama modu; diğer tarafta ise, Doğu’nun, son teknolojilerin hepsinin bizi içine doğru iteklediği bütüncül, nitel mantığı işitsel Uzam bulunmaktadır.

Ne var ki yazarlar, İşitsel Uzam’a doğru yönelen bu hareketin pürüzsüz olmayacağı konusunda bizi uyarmaktadırlar. Gerçekte McLuhan ile Powers, dünya çapındaki iletişimin bir sonucu olarak global köyün ortaya çıkmasıyla, bu iki dünya görüşünün “birbirleriyle ışık hızında çarpıştıkları” tartışmasını gündeme getirerek, “barışın anahtarının, bu sistemlerinin her ikisini de aynı anda anlamak” olduğunu iddia etmektedirler. Yazarlar, McLuhan’ın otuz yıl kadar önce büyük bir başarıyla yaptığını bugün de yapıp tarafsız bir yaklaşım benimseyerek yakın geleceğin dünyasına köşebaşından bakmak ve hepimizin orada bulacakları konusunda hazırlıklı olmanıza yardım etmek peşindedirler. (Arka Kapak)

“İletişim Çalışmalarına Giriş”, ilk yayımlanışının üzerinden otuz yıl geçmesine karşın hâlâ dimdik ayakta duran bir giriş kitabı. Başarısını, ele aldığı konuları yalın bir dille ve iyi seçilmiş örneklerle serimlemesine borçlu. Özellikle de göstergebilim ve yapısalcılığın karmaşık görünen söz dağarını öğrencilere adım adım öğretmesiyle ünlü. Fiske, iletişim kuramıyla ilgili ortaya konmuş ne varsa süzgeçten geçirip bizler için şu önemli soruların ardına düşüyor: İletişim nedir? İletişim ürünlerini nasıl çözümlemeli? İletişim çalışmalarında hangi yaklaşım daha işlevseldir? İdeoloji medya aracılığıyla nasıl işliyor? Anlamlandırma çerçevelerimiz nasıl belirleniyor? Haber fotoğrafları ya da popüler televizyon programları gibi görünürde çok basit iletişim biçimlerinin gizli kültürel anlamlarını nasıl keşfedebiliriz? (Tanıtım Bülteninden)

“İnsan soyunu silip süpürebilecek bir atomik yıkım gözdağı bu tehlikeyi sürdüren güçlerin kendilerini korumaya da hizmet etmez mi? Böyle bir yıkımı önleme çabaları onun çağdaş işleyim toplumundaki gizil nedenlerinin araştırılmasının üzerine gölge düşürür. Bu nedenler kamu tarafından tanınmamış, açığa serilmemiş, saldırılmamış kalırlar, çünkü dışarıdan gelen Doğudan Batıya, Batıdan Doğuya pek açık gözdağı önünde gerilerler. Eşit ölçüde açık olan şey hazır olma, uçurumun kıyısında yaşama, meydan okumayı karşılama gereksinimidir. Yoketme araçlarının barışçıl üretimine, savurganlığın eksiksizleştirilmesine, savunanları ve savunduklarını sakatlayan bir savunma için eğitilmeye boyun eğiyoruz.

“Ve gene de bu toplum bir bütün olarak usdışıdır. Üretkenliği insan gereksinim ve yetilerinin özgür gelişimini yokedicidir, barışı sürekli savaş gözdağı tarafından sürdürülür, büyümesi varoluş için bireysel, ulusal, ve uluslararası savaşımı barışçıllaştırmanın gerçek olanaklarının baskılanması üzerine bağımlıdır. Toplumumuzun önceki, daha az gelişmiş evrelerini karakterize etmiş olandan çok ayrı olan bu baskı bugün doğal ve teknik bir hamlık konumundan değil ama tersine bir güç konumundan işlemektedir.”
-Herbert Marcuse, (Tek-Boyutlu İnsan’dan)

Medya varolan toplumsal yapının sürdürülmesinde ve yeniden üretilmesinde çok önemli ideolojik ve ekonomik işlevleri olan önemli kurumlardandır.

Özellikle küreselleşme sürecinde medyanın çokuluslu şirketler ve onların yerli ortakları tarafından kontrol edilmesi yaşanan sürecin anlaşılmasında iletişim kuramlarını çok daha önemli bir hale getirmiştir.

Bu kitapta, kitle iletişim kuramlarına yönelik egemen ve eleştirel bakış açıları bütünlüklü bir şekilde ele alınmakta ve kitle iletişiminin ekonomik ve ideolojik işlevleri eleştirel bir bakış açısıyla sunulmaktadır. Bunu yaparken tarihsel bir gelişim süreci içerisinde egemen ve eleştirel yaklaşımlar, kendi epistemolojik ve metodolojik bütünlükleri içerisinde değerlendirmektedir.
(Tanıtım Bülteninden)

Yeni medya ortamlarından İnternet ve çeşitli Web 2.0 uygulamaları günümüzde pek çok insanın her gün gezip keşfetmekte olduğu, çok farklı ve nitelikte enformasyona ulaşabildiği, küresel ölçekte kişiler arasında eşanlı veya eşansız etkileşimi olanaklı kılan ortamlardır. Bu ortamlarda iletişim pratiklerinin hızla gelişmesi, bu iletişimi sağlayan ortamların kültüre, kolektif üretimlere ve demokratik katılıma olumlu katkısı, endüstriyel ve akademik alanlarda çalışan pek çok araştırmacının her geçen gün daha çok ilgisini çekmektedir. Medya ve yeni medya çalışmaları alanından birçok araştırmacı, bugüne değin gerek İnternet kullanım pratikleri gerek İnternet dolayımlı iletişim biçimleri üzerine olsun çok sayıda araştırmayı gerçekleştirmiştir.

Bu çalışmanın niyeti, Türkiye’de gerek akademi çatısı altında kurumsallaşan yeni medya bölümlerinde gerek iletişim bilimleri alanında ve/veya medya çalışmalarında yeni medya ortamları üzerine gerçekleştirilen nitelikli araştırmaların sayısının çoğalmasına; epistemolojik ve ontolojik tutarlığa sahip yeni medya araştırmalarına ve araştırma etiğine yöntembilimsel katkı sağlamaktır. Bir yeni medya çalışmasında araştırmacı, hangi yeni medya ortamı veya pratiği üzerine çalışıyorsa çalışsın, asıl olarak derdinin samimi olması ve kavramsal ve kuramsal yaklaşımını tutarlı bir şekilde çatması gerektiğini, “sahaya” çıkıldığı zaman aslında topluma ve bireye değdiğini unutmamalıdır. Aslında, yeni medya ortamları ve kullanım pratikleri üzerine çalışırken araştırmacı araştırma süreci içinde kendi derdi, soruları ve kavram seti, olay ve olgulara bakış açısıyla yüzleşme, sorgulama ve hesaplaşma içeren bir yolculuğa çıkmaktadır. Bu çalışma bundan ötürü bu yolculuğa farklı araştırma tekniklerini literatürdeki temel araştırmalardan örneklerle serimleyerek, araştırma etiği ve araştırmacı sorumluluğu hususlarında bir başvuru kaynağı olarak eşlik etmeyi amaçlamaktadır. (Tanıtım Bülteninden)

İletişimin öneminin fark edilmesinin tarihi çok eskilere gitse de bilimsel bir olgu olarak ele alınması 20. yüzyılın başlarına rastlar. Kitle iletişim araçlarının kitlesel nitelik kazanmaya başladığı 19. yüzyılın ortalarından itibaren sosyal bilimlerin çeşitli alanları içerisinde konuya yönelik ilgi göze çarpar. Ancak iletişim kavramının kuramsal ve yöntembilimsel bir bakışla ele alınması için 1. Dünya Savaşı sonrasını beklemek gerekmiştir.

Günümüzde yeni medya veya sosyal medya olarak adlandırılan alanların toplumların geleceğinin biçimlenmesinde önemli ölçüde etkili olduğunu görüyoruz.

19. yüzyılın ortalarından itibaren iletişim bilimine doğru ilk adımların da atıldığı görülmektedir. O ilk adımların atılmasından bu yana iletişim biliminin nasıl bir gelişme gösterdiği, hangi yöntembilimsel ve kuramsal süreçler izlenerek günümüze geldiği, bu kitabın konusunu oluşturuyor. İletişim kuramları
alanında bir temel başvuru kaynağı biçiminde hazırlanan bu kitap, aynı zamanda iletişim alanının makro bir değerlendirmesi olarak da kabul edilebilir. (Tanıtım Bülteninden)